All posts tagged: 2012 En İyi Filmler

2012’nin (İzlediğim) En İyi 10 Filmi

Bir yıl daha biterken yine son günlere listeler damgasını vurdu. Her ne kadar listeler nesnel olduğu kadar öznel, kapsayıcı olduğu kadar dışarıda bırakıcı olabilse de, adettendir diyip, Sinedebiyatro olarak yılın en iyilerini hatırlayalım istedim. İzlediğim ve diğer listelerde üst sıralara yerleşen filmleri kendi beğenilerim ölçütünde bu listeye almadım, ayrıca Anna Karenina ve bizden Araf başta olmak üzere bu yılın çok konuşulan filmlerini de izleme fırsatı bulamadığım için bu listeye dahil etmedim. Filmlerin yanında kendi puanlarımı da ekledim. Buyrun efendim, bu yılın bana göre en iyi filmleri listesine… 10. Cennetteki Çöplük (7/10): Fatih Akın’ın “memleketi” üzerine çektiği bu önemli belgesel Çevre bakanımızın “O işine baksın!” çıkışına tokat gibi bir cevap niteliğindeydi. Trabzon’un Çamburnu ilçesine bir çöplük sahası inşa edilmesini konu alan belgesel ülkemizde çevrenin nasıl katledildiğini önemli bir yönetmen eliyle kayda geçirmesi bakımından dikkate değerdi… 9. Ai Wei Wei (Asla Pişman Olma) (7,4/10): Her ne kadar ülkemizde gösterime girmese de Filmekimi’nde izlediğim bu belgesel Çinli muhalif sanatçı Ai Wei Wei’nin iktidar karşıtı mücadelesini konu alan önemli ve hoş belgesellerden birisiydi. Sanat ve siyaset arasındaki ilişkiyi göstermesi, küreselleşen Çin’de çekilen …

“Amour”, neden Aşk’ı anlatabilecek en güzel filmlerden biri?

Sinema söz konusu olunca her zaman aklımda olan nadir sorulardan birisi şu: Bir filmi neden “çok beğeniriz”? Filmi “sıradışı güzel” kılan nedir ? Neden temelde birbirine benzeyen filmler arasında birisi “çok iyi” olur ? Haneke’ye bu yıl Cannes’da art arda ikinci Altın Palmiye’yi getiren “Amour”u izledikten sonra da yine aynı soru aklıma takıldı : “Amour” ya da Türkçe ismiyle “Aşk”, neden benim için “aşkı anlatabilecek en güzel filmlerden biri” oldu ? Aşk’ı izleyip etkilenmemek mümkün değil, ancak filmi izledikten hemen sonra düşündüğünüzde filmin sırrına öyle kolayca vakıf olamıyorsunuz. Haneke “çarpıcı” ve “sert” filmlerin “özgün” yönetmeni. Daha önce Funny Games, Tesadüfi Bir Kronolojinin 7 Parçası, Yedinci Kıta gibi filmlerini izleyenler, yeterince sarsılmıştır sanırım. Modern hayattaki “arızaları”, “rahatsızlıkları” hatta “hastalıkları” onun kadar sert ve gerçekçi bir tonla sinemaya taşıyan çok az yönetmen vardır. Aşk’ı izlemeden önce gerek isim, gerekse konusu itibariyle daha “yumuşak başlı” bir film olmasını bekliyordum, oysa bu varsayımım tam olarak doğru çıkmadı. Ne ki, Haneke’nin diğer filmlerinde olduğu gibi filmin “sertliği” aslında gerçekçi ve cesur tonundan kaynaklandığı için, film izleyeni ürkütmek yerine gerektiği şekilde …