All posts filed under: Tiyatro

Aşk Mektupları ve Mektup Aşkları

Tiyatro Festivali’ne Cuma akşamı, daha önce belirttiğim gibi, Aşk Mektupları oyunu ile start verdim. Ancak, ilk oyun bende biraz hayal kırıklığı yarattı açıkçası. İki kişinin hayatı boyunca birbirleri ile mektuplar üzerinden bir aşk yürütmesi fikri ilginç gelse de, yazı ve tiyatro arasındaki farkları bir kez daha derinden hissederek, oyunu oldukça vasat buldum. Neden?

18. İstanbul Tiyatro Festivali: Bu Bir Bilet Değildir!

İKSV’nin düzenlediği İstanbul Tiyatro Festivali 10 Mayıs’ta başlıyor. Her ne kadar bu alanda öyle uzman filan olmasam da seçtiğim oyunlardan yola çıkarak nacizane birkaç önerimi dile getirmek istiyorum. Ha bu arada bu başlık ne? diye soruyorsanız da, bunun o çok sevdiğim üstad Magritte’e bir gönderme değil, Biletix’den aldığım biletler ile birlikte verilen hizmet bedeli faturasının bilet formatında olması ve üzerinde büyük puntolu harflerle “BU BİR BILET DEGILDIR” yazması olduğunu belirtmemde yarar var. Neyse geçelim nacizane önerilere…

Saatler Nereye Göre Ayarlanmalı?

“Yeniliği kendilerine ucu dokunmamak şartıyla seviyorlardı. Hâlâ da o şartla severler. Fakat hayatlarında emniyetli ve sağlam olmayı tercih ediyorlar”. Ahmet Hamdi Tanpınar, Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Dergâh Yayınları, 2007, sayfa 361. Sabahattin Ali’nin Kuyucaklı Yusuf romanı girişinde Ahmet Oktay’ın şu sözleri yer alır: Romancılarımız gündelik yaşama, yerel sorunlara, bireyler arası çatışmalara duyarlıdırlar ama Türkiye’nin geçirmekte olduğu toplumsal/kültürel değişim/dönüşüm, dolayısıyla doğu/batı sorunsalından kaynaklanan ya da o sorunsal çerçevesinde oluşan sorunlara karşı daha duyarlıdırlar. Ahmet Oktay, bu sözleri Kuyucaklı Yusuf’un yayım yılı olan 1937 öncesi Türk Edebiyatı için sarf etmiştir. Her ne kadar 1961 yılında yayımlansa da Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü romanı, aşağı yukarı bu dönemi anlattığından kitapta doğu/batı sorunsalı önemli yer tutmaktadır. Bilindiği gibi Tanpınar romanlarında bir “arada kalma” durumu söz konusudur. Bireyler, bir yanda ilerleme, batılılaşma, aydınlanma; diğer yanda “sahip olduğu değerler” arasında bocalar. Modernleş(e)me(me) mevzuuna, Huzur’ da bir “entelektüel”in gözünden bakan yazar,  Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde orta sınıftan Hayri İrdal’ ın serüvenini mercek altına alır. Kendi sözlerinden ödünç alacak olursak; Hayri İrdal  “aydın” biri değildir, hatta düpedüz cahildir. Zaten aydınlanma(ma)nın acısını da daha ziyade onun gibiler çeker. Kendisini, …