Auteurs, Benim Filmlerim, Sinema, Türk Sineması
Comment 1

Jîn: Dağda Genç Bir Kadına Hayat Var Mı?

Jîn, Reha Erdem’in tüm sinemasal özelliklerini içinde taşıyan, kadın olmak, mücadele, isyan ve aşk üzerine izlenmesi gereken bir film. Reha Erdem’in hemen her filmine olduğu gibi Jîn’e de farklı açılardan yaklaşılabilir elbette. Ancak çok yerinde bir seçimle filmin ismi Reha Erdem’in eğilmek istediği iki temel noktayı vurguluyor: hayat ve kadın. Zira, çokça sözü edildiği için artık hepimiz biliyoruz belki ama yine de bir kez daha altını çizmekte fayda var: Kürtçe’de Jîn “şapkalı i” ile yazıldığında “Hayat”, normal i ile birlikte yazıldığında “Kadın” anlamına geliyor. Tüm hikaye buna dair belki de, hayatta olmanın ne demek olduğu, bilhassa hayatta genç bir Kürt kadın olmanın ne demek olduğu, belki de bütün meselesi budur bu filmin?

Jîn

Doğrusunu söylemek gerekirse, Jîn’i hangi açıdan ele alacağım noktasında kararsızım, bütün iyi filmler böyledir işte, aklınızda binlerce düşünce ve soruyla bırakır sizi. Ne ki, net olan bir şey var, o da söylediğim gibi filmdeki iki temel mesele: hayat ve kadın… Hayata bu film hangi pencereden bakıyor? Bugün, bu coğrafyada yaşanan savaşın cephesinden. Aslında her an, her yerde yaşanan, yaşanmış bir hikaye bu. Neyse ki, Jîn tam da barış umutları bu topraklarda yeniden yeşermeye başlamışken gösterime girdi, ama gelin görün ki ilk haftasında çok fazla seyirci çekemedi, bunda İstanbul dışında şimdilik gösterilmemesinin de etkisi olabilir. Bir diğer olasılık da şu: dağdaki bir Kürt kadınının, örgütten ayrılma ve şehre dönüş mücadelesini anlatan film aslında ne Kürt ne de Türk tarafına yaranmaya çalıştığı için iki taraf da ya görmezden geldi bu filmi, ya da filmdeki küçük noktalardan yola çıkıp eleştirdi. Hatta Amed’de yer alan bir yazıda, kibarca “sen Türk’sün, git savaşın Türk’lerdeki yaralarına odaklan” diye salık verildi yönetmene. Reha Erdem sinemasını biraz bilenler, yönetmenin “gerçekçilik” ile ilgili bir meselesi olduğunu da hatırlayacaklardır, BBC’ye filmle ilgili verdiği röportajda da bundan bahsediyor Erdem. Bu filmin onu en çok zorlayan filmi olduğunu, çünkü “gerçek” bir konuya “gerçekçi” olmadan yaklaşmaya çalıştığını vurguluyor. Zaten Reha Erdem Altyazı’nın Mart 2013 sayısında yer alan röportajında da “gerçekçilik” meselesine dair çok önemli bir söz ediyor: “Trajediden mizansen olmaz, ancak masal yapılabilir“. Çünkü Erdem’in sözlerini ödünç alırsam “Gerçek başka, gerçekçilik başka“. Peki nedir bu gerçek? Dağda, örgüte katılmış ve şehre dönmeye çalışan bir kadın gerillanın hikayesi. Peki gerçekçi mi? Hayır. Kürt Haber Ajansı Amed’de yer alan eleştiri yazısında da söz edildiği gibi, mesela Jîn’in kamuflaj kıyafetleri üzerine başında kırmızı bir poşu takması, şehre indiğinde Leyla’nın evinden çaldığı beyaz spor ayakkabıları giymesi, son sahnede daha açık görüldüğü gibi dantelli taytı giymesi, bozuk Kürtçesi, filmdeki yaşlı yatalak kadının aksanı… Tüm bunlar gerçeklikle örtüşmüyor elbette, ancak Reha Erdem’in bir atmosfer kurmaya ve bunu da sinemanın çerçevesi içinde bir gerçeklik yaratarak yapmaya girişmesi düşünüldüğünde bunlar birer “kusur” değil, “marifet” olarak görülmeli belki de… Zaten kırmızı başlığıyla, bir yol ve erginleşme hikayesi olmasıyla, yolda karşısına “erkek kılığında kurtların” çıkmasıyla “Kırmızı Başlıklı Kız” masalına açık göndermeler var filmde. Tüm eleştirilere rağmen belki de Berrin Karakaş’ın Radikal’de yazdığı gibi; “Nasıl yakışmışsa kırmızı eşarbı Jîn’e, öyle yakışıyor masal gerillaya…” şeklinde de düşünülebilir elbette. Karakaş’ın yazısında başka bir önemli noktaya da değiniliyor: Reha Erdem, bu filmde de “bocalayan karakterler” hakkında bir masal anlatıyor, “her şeye cevabı olmayan insanlar bocalar” diyor Erdem. Filmin neden bu kadar az konuşulduğunun, ama bol eleştirildiğinin yanıtı bu belki de. Kürt meselesi hakkında “herkesin her şeyi bilmesi”, ancak onların “gerçeklik” dediğinin de kendi tarafının “gerçeği” olması. O yüzden bu masal hoşlarına gitmiyor belki de… O yüzden dar kalıplar içinde değerlendiriyoruz bu filmi de, oradaki evrensel yanı göremiyoruz da, masalı alıp yine “milli hassasiyetlerimiz” ile okuyoruz. Reha Erdem’in savaşı sadece “insan hayatı” açısından ele almayışı, masal bu ya, içine savaştan yaralanan hayvanları eklemesi, onlarla bir gerilla kızının doğallıkla dost olabileceğini anlatması o yüzden bizi derinden etkileyemiyor herhalde. Filmde gördüğümüz hayat böyle bir hayat işte…

Reha Erdem, bilhassa Hayat Var, A Ay, biraz Beş Vakit ve son olarak da Jîn filmleriyle meseleye biraz da kadın penceresinden bakmasıyla, “aceba tüm erkekler bir şekilde tacizci midir?” sorusu sordurması bakımından dikkat çekiyor. Doğrusu Hayat Var ve A Ay filmlerini hatırlatmam amaçsız değil. Zira ben, Reha Erdem’in Jîn ile birlikte düşünüldüğünde, sinemasında bir kadının hayattaki geçiş evrelerini anlatmaya soyunduğunu iddia edeceğim. A Ay’ı hatırlayalım, orada Yekta ortaokula giden 12-13 yaşlarında bir kız; Beş Vakit’de Elit İşcan’ın canlandırdığı karakter de onla hemen hemen aynı yaşlarda; Hayat Var’da 14 yaşındaki Hayat,  Jîn’e geldiğinde 17 yaşında oluyor. Korkuyorum Anne’de yine çeşitli yaşlardan “kadınlarla çevrili” olan Ali, Keten ve Çetin ile birlikte, Kosmos’daki Neptün karakteri de düşünüldüğünde belki de bu resmi tamamlayacak parça “Şarkı Söyleyen Kadınlar” filmi olacak. Belki dikkatinizi çekmiştir, bu manzarada tek bir filmini dışarıda bıraktım Erdem’in, o da “Kaç Para Kaç” filmi. Zira orada “parayı bulan” erkeği “baştan çıkaran”, bir anlamda “onun sonunu getiren” de kadındır. Filmdeki diğer kadın karakterde ise geleneksel anlamda “yuvasını ve eşini düşünen sadık ve ev hanımı” formülünde özetleyebileceğimiz Ayla karakterini canlandıran Bennu Yıldırımlar’ı görürüz. Erdem’in bunun dışındaki tüm filmlerinde ise kadına “özel bir bakış” ve bir “hassasiyet” söz konusudur. Reha Erdem’in neden filmlerinde kadınlara karşı bu kadar hassas olduğu, bir anlamda hep onların tarafını tuttuğunu soracak olursak, yanıtı BBC’ye şöyle veriyor yönetmen: “Bana bu filmi yaptıran en büyük motivasyonlardan biri de bu kadın meselesi. Ben kadınların zaten daha güçlü olduklarını düşünüyorum“. Ayrıca Jîn hakkında rastladığım en iyi değerlendirme yazılarından biri olan ve Bir+Bir dergisinin internet sitesinde yayınlanan yazıda şunları ekliyor Erdem: “Filmdeki karakter Kürt olmaktan önce bir kadın”. “Jîn”, “insan”dan öte “erkek” olgusunun yıkıcılığına yönelik bir film aynı zamanda“. Bunlara Reha Erdem’in yine Altyazı’daki sözlerini eklediğimizde mesele biraz daha netleşiyor esasen: “Kadın meselesi zaten başlı başına önemli benim için. Yani kadınların durumu, kadınların hayattaki varoluşları. Erkekler benim için cevap, kadınlar ise soru“. Mesele kadın olunca da pek kimseye yaranamıyor aslında Reha Erdem. Mesela Altyazı’daki söyleşisinde güçlü bir itirazla karşılaşıyor: “Jîn bir gerilla. Bu kadın savaşçının içinde bir yerlerde böyle dantellere özenen bir şey var demiş oluyor musunuz?” diye bir soru yöneltiliyor. Hani gerilla ya, “ulu değerler” uğruna savaştığı düşünülüyor ya, o danteli bile çok görüyorlar aslında Jîn’e, halbuki Reha Erdem de bunun ne kadar doğal ve insani olduğundan bahsediyor. Hatta Aslı Özgen Tuncer, Altyazı’da yer alan yazısında yukarıda söz ettiğim dantelli tayt ve Jîn’in bir sahnede okuduğu Coğrafya kitabı üzerinden Reha Erdem sinemasının bu filmde çizdiği kadın portresiyle bir adım geri gittiğini ileri sürüyor örneğin. Oysa, Jîn girdiği evdeki Leyla gibi olmak da istemiyor ki! 17 yaşında cesur bir kız Jîn, ama ne de olsa Erdem’in de dediği gibi “Kürt olmaktan önce bir kadın“… Bu bağlamda yine Altyazı’da yer alan Abbas Bozkurt imzalı bir diğer yazı biraz “merhem” oluyor Jîn’e yöneltilen eleştirilere, şöyle diyor Bozkurt: “Yalnızca filmin başrolüne genç bir kadın gerilla karakterini taşımasıyla değil, meseleye kendi evreninin süzgecinden bakmasıyla da değerlidir Jîn“.

Evet, yazının başında da dediğim gibi Jîn hakkında çok şey söylenebilir. Mesela Hayat Var’da başladığı “ses montajı” yolculuğunda Reha Erdem bir adım öteye taşımıştır bana sorarsanız sinemasını bu filmle. Ayrıca Kosmos’daki biraz dağınık hava düşünüldüğünde de Jîn daha derli toplu bir film gibi göründü bana. Korkuyorum Anne’de hayran kaldığımız görüntü montajı yeniliklerine her ne kadar o kadar rastlamasak da, konu açısından da bir açılım yahut ivme kazanmış gibi Reha Erdem sineması. Öte yandan 2000’li yıllarda çektiği ve yukarıda saydığım filmleri ile bir kan bağının, iç içe geçmenin de söz konusu olduğu aşikar Jîn’de. Dolayısıyla ben Jîn’i Reha Erdem’in bireysel sinema inşasına eklenen önemli bir taş olarak görüyorum, bilmem ki siz ne dersiniz?

1 Yorum

  1. Geri bildirim: 2013′ün (İzlediğim) En İyi Filmleri | sinedebiyatro

Yorum yapmak ister misiniz?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s