Aylar: Aralık 2012

2012’nin (İzlediğim) En İyi 10 Filmi

Bir yıl daha biterken yine son günlere listeler damgasını vurdu. Her ne kadar listeler nesnel olduğu kadar öznel, kapsayıcı olduğu kadar dışarıda bırakıcı olabilse de, adettendir diyip, Sinedebiyatro olarak yılın en iyilerini hatırlayalım istedim. İzlediğim ve diğer listelerde üst sıralara yerleşen filmleri kendi beğenilerim ölçütünde bu listeye almadım, ayrıca Anna Karenina ve bizden Araf başta olmak üzere bu yılın çok konuşulan filmlerini de izleme fırsatı bulamadığım için bu listeye dahil etmedim. Filmlerin yanında kendi puanlarımı da ekledim. Buyrun efendim, bu yılın bana göre en iyi filmleri listesine… 10. Cennetteki Çöplük (7/10): Fatih Akın’ın “memleketi” üzerine çektiği bu önemli belgesel Çevre bakanımızın “O işine baksın!” çıkışına tokat gibi bir cevap niteliğindeydi. Trabzon’un Çamburnu ilçesine bir çöplük sahası inşa edilmesini konu alan belgesel ülkemizde çevrenin nasıl katledildiğini önemli bir yönetmen eliyle kayda geçirmesi bakımından dikkate değerdi… 9. Ai Wei Wei (Asla Pişman Olma) (7,4/10): Her ne kadar ülkemizde gösterime girmese de Filmekimi’nde izlediğim bu belgesel Çinli muhalif sanatçı Ai Wei Wei’nin iktidar karşıtı mücadelesini konu alan önemli ve hoş belgesellerden birisiydi. Sanat ve siyaset arasındaki ilişkiyi göstermesi, küreselleşen Çin’de çekilen …

2012 böyle geçmiş…

WordPress.com istatistik yardımcı maymunları bu blog için bir 2012 yıllık raporu hazırladılar. İşte bir alıntı: 600 kişi 2012 yılında Everest dağın tepesine ulaştı. Bu blog 2012 içinde yaklaşık 3.200 kez görüntülendi. Everest dağın tepesine ulaşmış her kişi bu blogu görüntüleseydi, bu kadar çok hit alması 5 yıl sürerdi. Raporun tamamını görmek için buraya tıklayın.

Tanpınar’ın Ahmet Hamdi’si: İlk Avrupa Seyahati

Bir önceki yazıda Tanpınar’ın Ahmet Hamdi’sini yani A. Hamdi Tanpınar’ın şahsi masalını, daha iyisi “sivil” hayatını günlüklerinden yola çıkarak bulmayı deneyeceğimi belirtmiştim. Tanpınar’ın günlükleri 4 Nisan 1953 yılında Avrupa’ya ilk seyahati esnasında Paris’te tuttuğu notlar ile başlıyor… Paris’te ilk önce her şeye ama her şeye hayran olur Ahmet Hamdi, fakat bu hayranlığın arkasında “daha derinde bulunan aleme” gitme güçlüğü hisseder. İlk izlenimlerine göre “Paris’i resim zapt etmiş”, “resim kitapla beraber sokağa akmış”tır. Büyük bir heyecanla, kiliselere, galerilere hulasa resimden resime koşar. Buradaki derin bilgisi de kendini hissettirir, Matisse’i Monet’den aldığı izlerle düşünür, Brueghel’den Van Eyck, Picasso ve Miro’ya kadar bir çok ressamın eserlerini görür. Onlar hakkındaki fikirlerini defterine geçirir. Yine o günlerde “Potemkin Zırhlısı”nı izlediğini belirtir, fakat filmi “methedildiği kadar” beğenmez. Gerçi “fotoğraflar harika”, “yakınlaştırmalar, toplamalarla elde edilen neticeler mükemmel”dir. Filmi “büyük, azametli fakat propaganda” olarak değerlendirir Ahmet Hamdi ve şöyle der: “Ben komünist propagandasını ve hiçbir propagandayı sevmiyorum”. Mayıs ayında şöyle yazar, “İstanbul’da bir yığın günü ve zamanı niçin kaybettiğimi anlıyor gibiyim”. Sıkıntılı günler geçirir, kendi deyişiyle “Paris onu kendisiyle kavgaya sokar”. Günlüklerin Işığında Tanpınar’la …

Tanpınar’ın Ahmet Hamdi’si: Günlüklerin Işığında

“Kendime gelince… İnsan o kadar mühim değildir. Ben de herkes gibiyim” diyor Ahmet Hamdi Tanpınar, Antalyalı Genç Kıza Mektup’ta. Bu yazı Tanpınar’ın değil “herkes gibi” olan Ahmet Hamdi’nin izini sürüyor… Nurdan Gürbilek, Benden Önce Bir Başkası, kitabında Tanpınar’ın günlüklerini, Dostoyevski’nin Yeraltından Notlar’ına benzetir. Yazarın ölümünden çok sonra yayınlanan günlükleri, Tanpınar’ın günlük hayatındaki kaygıları, arkadaşlarıyla olan ilişkileri, hulasa, Tanpınar’ın Ahmet Hamdi’sini ortaya koyar. Daha önce mektuplarında kişiliğinin edebi yanının arkasında kalan noktalarının ortaya çıkmasına rağmen, bu yazılar bazılarında tahmin edebileceğiniz gibi hayal kırıklığı yaratır. Mesela Hilmi Yavuz, meseleyi getirip Tanpınar’ın ‘Kırtipil’liğine (biçare, değersiz, sıradan) dayandırmakta bir beis görmez. Hatta ikinci yazısında günlüğüyle birlikte tanıdığımız Tanpınar ile alakası olmayan bir kişi ile karşılaştığımızı belirtir. Oysa Gürbilek’in de belirttiği gibi aslında Tanpınar hakkında günlükleri önemli sırlar ifşa eder, Büyük Tıkanma adlı bölümde değindiği gibi, Tanpınar’ın yapıtlarını ve kendini ne kadar var edebildiği ya da edemediği günlüklerinin satırlarında gizlidir. Hatta Gürbilek, Tanpınar, Günlüklerinde yaşadığı bu gerilimi yani tıkanmasını, zaaflarını kuvvete çevirememesini eserlerine daha cesur bir şekilde yansıtabilseydi şüphesiz çok daha önemli eserler verebilirdi, der. Benim burada amacım daha ziyade estetik ve …

10 Soruda Oğuz Atay

Aşağıdaki metin Notos Öykü dergisinin Haziran-Temmuz 2007 tarihli 4. sayısından alıntılanmıştır. Kapak konusu “Yazar Olabilir miyim? – Genç yazar adaylarına öneriler” olan derginin 109. sayfasında yer alan bu metni tam olarak aktardığım için umarım Notos bana kızmaz, ancak Oğuz Atay okurları için oldukça önemli bulduğum bu bilgileri ilgili kişilerle paylaşmak istedim. İlginizi çektiyse dergiyi idefix üzerinden satın alabilir, yahut Notos’un Genel Yayın Yönetmeni Semih Gümüş’ün “Yazar Olabilir miyim?” adlı kitabının değerlendirmesine blogumdaki diğer bir yazıdan erişebilirsiniz ya da  “Sevdiğim Yazarlar: Oğuz Atay’a Neden Tutundum?” adlı diğer yazıma göz atabilirsiniz? Şimdi Oğuz Atay hakkında merak edilen sorulara Notos’un verdiği cevaplara bakalım… Oğuz Atay hangi yazarları beğeniyordu? Pitigrilli ve Oscar Wilde geçmiş ilkin elinden. Sıra Gorki’ye, Dostoyevski’ye gelmiş… Dostoyevski’yi her fırsatta çok sevdiğini söyleyen Atay’ın listesinde Stendhal, Kafka, Joyce, Laclos, George Eliot, Henry James, Joseph Conrad, Emily Bronte, Günter Grass ve Nabokov da yer alıyor. Türk edebiyatından?… Gençliğinde Sabahattin Ali’nin İçimizdeki Şeytan’ını okuyan yazar, eski izlenimleriyle bugünküler arasında belirgin farklar olacağını düşünerek bu romanı yeniden okuma konusunda endişelerini dile getirir. Aylak Adam, Yanık Saraylar, Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nü yeniden …