Aylar: Kasım 2012

Sevdiğim Yazarlar: Neden Saramago Okuyorum?

Portekizli yazar Saramago ile tanışmam 2008 yılında Fernando Meirelles’in sinemaya uyarladığı Körlük filmi ile oldu. Tanrıkent sonrasında takibe aldığım yönetmenlerden olduğu için bu filmi izlemeden önce şöyle bir araştırma yaparken filmin Saramago’nun kitabından uyarlama olduğunu görmüş ve filmi izlemeden önce bu kitabı okumak istemiştim. Körlük, etkileyici konusuyla öne çıkıyordu ve insanlığa dair temel bir tezi vardı: koşullar değiştiğinde insanlar aynı kalabilir mi? Demokrasiyi içselleştiremediğimizi, düzen ve kaos arasında ince bir çizgi olduğunu gösteriyordu Saramago Körlük’te. Bir süre sonra devam niteliğindeki ikinci kitap olan Görmek, Can Yayınları tarafından basıldı. Yazar bu kez, demokrasinin bugün geldiği noktada alternatif bir çıkış peşindeydi: “Demokratik” seçimlerde eğer daha iyi bir alternatifiniz yoksa oy kullanmamak bir seçenek olabilir miydi? Bu şekilde aslında Körlük illetine de deva olabilecek bir çözüm önermiş oluyordu yazar. Saramago 1998 yılında Nobel ödülüne layık görülen Portekizli bir yazar. Çok sayıda roman, şiir, deneme ve oyunun yazarı. Şimdiye kadar; Körlük, Görmek, Kabil, Bütün İsimler ve Kopyalanmış Adam kitaplarını okudum, Umut Tarlaları’nı bir ara almıştım ancak okuma fırsatım olmadı, yakın zamanda ise Ricardo Reis’in Öldüğü Yıl kitabını bitirdim. Körlük …

Haneke : “Hepimiz Yanlış Bir Bilinçle Yaşıyoruz”

Cannes’da İki Altın Palmiye kazanan Avusturyalı yönetmen, kendisini “Amour”a götüren uzun kişisel ve entellektüel yolculuğunu anlatıyor. Ard arda iki Altın Palmiye kazanan, oyunculardan Trintignant’ın her yerde “en büyük yönetmen ile çalıştım” diye anlattığı Michael Haneke hakkında Stock Yayınevi’nden çıkan “Haneke par Haneke” röportaj kitabı[*], katedilen uzun bir yolculuğun ve yönetmenin şimdiye kadar elde ettiği başarıların bir dökümünü sunuyor. Michael Haneke bu uzun yolculuk sonrasında artık tatlı bir yorgunluk hissediyor olmalı. Öte yandan sinema camiasında kuşkulu bir üne sahip bu adam, yani Haneke, Beyaz Bant filminden bu yana daha sakin, kararlı, eğlenceli ve eleştirilere gülüp geçiyor. Amour filminin otobiyografik bir deneyimden doğduğunu biliyoruz. Bu filmde sizin yaşantınızdan ne olduğunu biraz açıklayabilir misiniz? Hayran olduğum yaşlı bir kadının yanında büyüdüm, beni yetiştiren de odur. 80 yaşında kansere yakalandı ve bu dayanılmaz bir durumdu, çünkü sevdiğiniz bir insanın acı çektiğini görüyorsunuz ve daha kötüsü elinizden hiç bir şey gelmiyor. Hayatımda daha önce hiç o kadar büyük bir acı çekmemiştim. Bunun gibi anlarda her şeye büyük bir öfke duymaya başlıyor insan. Sonunda iyileşti gerçi ama 93 yaşında intihar etmek istedi. Onu …