Bu Aralar Okuduklarım, Edebiyat
Comments 2

Umberto Eco’dan “Genç Bir Romancının İtirafları”

Kitap, Umberto Eco’nun 2008 yılında Richard Elliman konferanslarında yaptığı konuşmaların metine dökülmüş hali. Konferansların ve kitabın başlığı “Genç Bir Romancının İtirafları”. Şöyle diyor Eco : “aslında neden böyle diye sorabilirsiniz, çünkü ne de olsa yetmiş yedi yaşıma doğru yol almaktayım. Gelin görün ki ilk romanım olan Gülün Adı 1980’de yayımlanmıştı, demek ki romancılık kariyerime başlayalı sadece yirmi sekiz yıl olmuş“. Yirmi sekiz yıl az bir süre mi, diye sorulabilir. Öte yandan hayatını romana adamış, yahut 50 yıldır roman yazanların yanında da genç olarak nitelenebilir bu geçmiş. Ancak Eco burada yayımlanmış romanlarından bahsediyor, zira çocukluk yıllarından beri roman yazdığını da itiraf ediyor kitapta. Kitapta Eco’nun değindiği meseleleri ele almaya çalıştığım bu yazıda aslında konuya pek müdahale etmemeyi daha uygun buldum, o yüzden yazarın ele aldığı soruları, bu sorulara verdiği cevapları ve olursa kısa yorumlarımı eklemekten öteye gitmeyeceğim.

Kitabının girişinde şu soruları tartışıyor Eco: Yaratıcı Yazarlık Nedir? Kime Yaratıcı Yazar denir? “Neden Homeros yaratıcı bir yazar sayılırken Platon’un sayılamadığını bir türlü anlayamamışımdır” diye başlıyor konuşmasına… Fark şurada gizli Eco’ya göre, kuramsal bir metin yahut bilimsel bir makale, bir kuramı savlar. Onun doğruluğu yahut yanlışlığı üzerine diğer kişiler yorum yapabilir, hatta yorumlarıyla bu kuramı geçerli yahut geçersiz kılabilirler. Eco’ya göre yaratıcı yazında yani edebiyatta ise bir takım fikirler vardır, hazır cevaplar yoktur (en azından has edebiyatta), bu sebeple eser hakkında yapılan yorumlar ne doğru ne de yanlıştır, sadece farklı bakış açılarını yansıtır. Göstergebilimin kurucularından olan bir denemeci yazar açısından baktığımızda oldukça iyi anlaşılabilir bir durum. Devam ediyor sorular sormaya ve cevaplarını sunmaya: Nasıl Yazılır? (Bu konuya Semih Gümüş’ün cevabı için bkz. “Yazar Olabilir Miyim?“)

İlk romanı Gülün Adı’nı yazarken birkaç önemli ders çıkardığını belirtiyor Umberto Eco. İlki ; “İlham, sanatsal açıdan saygın görünebilmek için hilebaz yazarların başvurduğu kötü bir kelimedir.” Eski bir sözü aktarıyor burada yazar, “Dehanın yüzde onu ilham, yüzde doksanı terdir“. Yazarlık serüveninde; 1) başlangıç noktasının bir yaratıcı fikir ya da imge olduğunu, 2) anlatı dünyasının yapısının romanın üslubunu belirlediğini söylüyor Eco. Daha sonra da yazdığı dördüncü roman olan Baudolino’nun bu iki ilkeye de ters düştüğünü ifade ediyor. Bu darboğazdan ise bir dil bularak ve bu dille birlikte üslubun romanın yapısını, anlatacağı hikayeyi belirlemesiyle kurtuluyor. Hatta burada Türk okurunun ilgisini çekecek müthiş bir anekdottan dem vuruyor yazar. Aslında bu kitabın da bir imgeden doğduğunu itiraf ediyor önce, sonra da imge ile bağlantıyı şu sözlerle açığa vuruyor : “O güne kadar görmediğim İstanbul beni büyülüyordu. Oraya gidebilmek için bir gerekçe bulmam gerektiğinden bu kent ve Bizans uygarlığı hakkında bir hikaye anlatmalıydım. Kalkıp gittim İstanbul’a, yüzeyini katmanlarını inceledim ve hikayem için gerekli olan başlangıç imgesini buldum : Kentin 1206 yılında Haçlılar tarafından ateşe verilmesi.” Burada şöyle bir açıklama getiriyor Eco, yaratıcı imgeyi bulduktan sonra hikayenin ilerleyebilmesi için yazarın kimi kısıtlamalar getirmesinin gerekli olduğunu söylüyor.

Eco, post-modern bir yazar mı? Yazdıklarının “postmodern” olarak değerlendirildiğinin yazar da farkında. Hatta bu konuda fikir yürütürken şöyle bir saptamada bulunuyor : “postmodernizm her ne ise, en azından iki tane tipik postmodern teknik uygulamakta olduğumun başından beri farkındaydım. Bunlardan birisi metinlerarası ironidir (…) ikincisi ise üst-anlatı“. Bu iki kavramı birleştirerek yeni bir kavrama ulaşıyor Eco: “Çifte Kodlama”. Eco, şöyle açıklık getiriyor, aslen bir mimar olan Charles Jencks’in ortaya attığı bu kavrama : “Çifte Kodlama, metinlerarası ironinin, üstü kapalı olarak başvurulan üst-anlatıyla birlikte eş zamanlı olarak kullanılmasıdır“. Jencks şöyle diyor metinlerarası ironi ve üst-anlatı kavramlarına açıklık getirerek : “Postmodern yapı ya da sanat eseri, aynı anda hem bir azınlığa, yani ‘üstün’ kodlar kullanan şeçkin tabakaya, hem de popüler kodlar kullanan geniş halk kitlesine hitap eder“. Devamında Gülün Adı kitabından verdiği örnekle, kavramın gerçek anlamını ortaya çıkarıyor yazar. Şöyle ki, kitaptaki kimi göndermelerin “okumuş” kitle tarafından anlaşılacağını umut ederek yazıyor, ancak bu göndermeleri anlamayan birinin de hikayenin geri kalanından alacağı zevki azaltmadan.

“İtiraflar”ında kurmaca edebiyat ile gerçek hayat arasındaki ilişkiyi de ele alıyor Eco. Kurmaca ile “gerçek dünya” arasında nasıl bir ilişki vardır? (Burada en ilgi çekici notlar, blogumdaki bir başka yazıda ele aldığım üzere “Anna Karenina’ya Ağlamak” bölümünde yer alıyor.) Özetle “Anlatı konusundaki anlaşma uyarınca okurun anlatılanları ister istemez gerçek kabul edeceğini ve anlatının olası dünyasında kendi gerçek dünyasında yaşarmış gibi yapacağını” belirten Eco’nun söyledikleri bu anlamda, Orhan Pamuk’un “Saf ve Düşünceli Romancı” kitabında ve konuşmalarında dile getirdikleriyle bütünleşiyor. Bütün bir roman dünyası da aslında bu ön kabule dayanır, yani yazan da okuyan da Pamuk’un deyimiyle “safça”  bu kurmaca dünyanın gerçek olduğuna inanırlar. Eco’ya göre, “Bir kurmaca olası dünyanın sakinleriyle sürekli bir duygudaşlık içinde olmak için iki koşulu yerine getirmeliyiz : 1) Kurmaca olası dünyada, kesintisiz bir gündüz düşündeymiş gibi yaşamalıyız ve 2) karakterlerden biriymişiz gibi davranmalıyız“. Kitabın son bölümünde okur ve bir “genç yazar” için benim çok ilgi çekici bulmadığım “Listeler” bölümü yer alıyor. Bu bölümde Eco, bir yazarın neden ve nasıl listeler oluşturduğuna, edebiyatta listelerin yerine değiniyor.

Genç Bir Romancının İtirafları yazma çabasına girişenler için bu macerada yollarını bulmaya yarayacak önemli ipuçları içeriyor. Öte yandan, eğer bir Eco okuruysanız (ki ben şu ana kadar öyle değildim), kitapların ötesine geçerek, yazarın kurmaca dünyasını nasıl yarattığını, hangi ögeleri ne sebeple romanlarına aldığını görebiliyorsunuz. Tabi, bir de Eco’nun Göstergebilim serüveni, akademisyen kimliği ve Ortaçağ hakkındaki bilgisi, Eco okumanın insana her zaman bir şey katabileceğini gösteriyor. Kitapta kendi yazma serüveni üzerine çokça itirafta bulunsa da şunu ekliyor Umberto Eco : “Başarılı bir roman yazmak istiyorsanız bazı formülleri kendinize saklamalısınız“.

Umberto Eco, Genç Bir Romancının İtirafları, Kırmızı Kedi Yayınevi, İngilizce Aslından Çeviren: İlknur Özdemir, 2.Basım, 2011.

2 Comments

  1. Geri bildirim: Umberto Eco ile “Anlatı Ormanlarında Altı Gezinti” | Sükût Suikastı

  2. Geri bildirim: Kurmaca ve Gerçek: Anna Karenina’ya Ağlamak « sinedebiyatro

Yorum yapmak ister misiniz?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s