BAŞKA?, Haberler
Comment 1

Emek’e Saygı Duyulmalı!

Önce “sinema” icat edildi; Paris’te bir kafede yapıldı ilk gösterim, yıl 1895. Sonra sinemalar kuruldu, yıllar geçti… Şimdi yıkılıyor sinemalar! Yıl: 2010, Yer: İstanbul, “Avrupa’nın Kültür Başkenti”.

 

Emek Sineması’nda film izlemeyeniniz var mı? Yazık, belki de bir daha hiç izleyemeyecek! Neyse üzülmesine gerek yok, belki de yeni kurulacak alışveriş merkezinde eski resimlerini görür bir gün… Nasıl tarif etmeli Emek Sineması’nı belki de hiç görmeyecek nesillere? 1924 yılında kurulmuş Melek Sineması, adını perdenin iki yanındaki Art Nouveau tarzı melek figürlerinden alıyormuş. Sonra “melekler” Emekli Sandığı’na devredilmiş, İpekçi Kardeşler işletmiş sinemayı 1958 yılına dek. Daha sonraysa işletmesi de Emekli Sandığı’na geçmiş sinemanın, Emek Sineması adını almış. 1993 yılında ciddi bir restorasyondan geçen sinema, son olarak 2000 yılında koltuklarını, ses düzenini yenileyerek, yeni açılan modern sinemalarla yarışacak bir teknolojiye kavuşmuş! Sahne ve tavanı süsleyen yaldızlı Barok süslemeler, Dolby Digital ses düzeni ile birleşmiş… Sonra bir gün birileri çıkıp el uzatmaya kalkışmış Emek’e! “Yıkalım” demiş birisi “Yeniden yaparız, eskisinden de güzel olur” demiş bir diğeri…  Hatta “bakan” olan başka birisi “ben bu kirli, oturulmaz koltuklarda o yağlı ortamda oturmaktansa bir-iki yıl sonra yenilenmiş salonda oturmayı tercih ederim. Dua edelim de, yargısal bir girişimde bulunulmasın; bir an önce bitirelim” bile diyebilmiş! Aslında bu ne ilk ne de son ‘projeymiş’: aylar önce ‘yenileme’ sebebiyle AKM binası kapatılmış, bir daha haber alınamamış. Bundan bir ay kadar önce de Alkazar Sineması kapanmış. 18 Nisan tarihinde Emek sinemasının yıkılmasına karşı binlerce sinemasever ve sinemacı Taksim’den Emek Sineması’na yürümüş, kalabalıklar İstiklal caddesini kaplamış. Meğerse Beyoğlu’nda ”Kentsel Gelişim ve Yenileme” projesi yürütülmeye başlanmış. Diğer sinemalar da yıkılacakmış! Artık tüm dünya bir sahne değil, alışveriş merkezi olacakmış!

Yeni Türkiye Sineması

Sinemanın bir de üretim yanı varmış… 2000’li yıllarda Türk Sineması kendisini hayli toparlamış. 10 yıl içerisinde neredeyse seyirci sayısı ikiye katlanarak 40 milyona ulaşmış. Ehh, buna da şükürmüş! “Türk sinemasındaki yaşanan bu gelişmede, ana etken televizyon yıldızlarıyla desteklenmiş olan yerli filmlerin gördüğü talep olurken, ekonomik gelişmişliğin artması ve sinema salonlarının fiziki yapılarının değişmesi, hizmet kalitesinin artması ile klasik işlevlerinin haricinde birer kültür, eğlence ve alışveriş merkezine dönüşmesi diğer etkenler olmuş”muş (Türk Sineması’nda 2008 yılı değerlendirmesi – Gedik Yatırım).  2008 yılında 50 yerli film gösterime girmiş ve toplam gişenin yüzde 60’ını elde etmiş. 2009’da ise gösterime giren yerli yapım sayısı 69’a yükselmiş ama toplam gişe geliri içindeki payı yüzde 50’ye gerilemiş (Erkan Aktuğ; 9 Ocak 2010, Radikal Gazetesi). Türk Sineması’nda genç bir sinemacı nesil yetişmekte, ilk filmlerini çekmekteymiş; hatta son yıllarda Türk filmleri Avrupa’daki önemli festivallerde ödüle doymuyormuş! Ancak doğan bu “Yeni Sinema” kendisine gösterim salonu bulmakta zorlanıyormuş. Zira film endüstrisindeki bir diğer yan dağıtımcılarmış! Sinema literatüründe kâr, hâsılat, gişe gibi kelimelerden başka bir şey bilmeyenler filmleri ‘dağıtıyorlarmış’, hal böyle olunca da ödüllü ‘sinema’ filmlerini ne gören varmış ne bilen. Neyse ki aklıselim birileri çıkıp arada festivaller, özel gösterimler filan düzenliyormuş da sinefiller sinema susuzluklarını gönüllerince giderebiliyorlarmış. Ama Emek Sineması’nın kapanmasından sonra gün gelir festivale dâhil edilecek sinema salonu bulunmazsa şaşılmamalıymış. Gün olur kervan dönermiş, belki bir gün Türkiye’de de tarih, kültür ve sanat bilinci olan insanlar büyük adam olup önemli yerlere gelirlermiş de bu geçmişsizlik ve geleceksizlikten kurtulunurmuş…

Evet, sevgili okuyucu; bu yazıyı nerde, ne zaman, ne halde okuyorsun biz hiçbir zaman bilemeyeceğiz. Ama 2010 yılında İstanbul’dan sinema manzaraları böyle. Bu arada, FilmEkimi’nin önümüzdeki sene nerde yapılacağını bilen var mı? Aaaa, yok mu!

*Bu yazım, ilk olarak GSU İletişim Fakültesi yayını Detay derigisinin Haziran 2010 tarihli 82. sayısında yayınlanmıştır.

1 Yorum

  1. Geri bildirim: Filmekimi 2012 – Benim Seçimim « sinedebiyatro

Yorum yapmak ister misiniz?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s